<<<< <      S S P E   D E R N E Ğ İ   +90 212 631 00 52  >  >>>>
 

<<<< <      SSPE Hastaları ile İletişim Kurup Görüşmek İstiyoruz. + SSPE (Subakut Sklorezon Panansefalit - Kızamık Virüsü) hastalığına çare arıyoruz.  + SSPE Hastalığı Hakkında Bilginizi Bizimle Paylaşırsanız  Seviniriz. . +  Bu Hastalığın Çaresinin Bulunmasında İlaç Firmaları  Doktorlar - Gönüllü İnsanlar Arıyoruz, Her Türlü Desteğiniz İçin  Bize Ulaşın Lütfen -  >  >>>>
SSPE DERNEĞİ - Kızamık virüsü Ölümcül Hastaları sspe, subakut, sklerozon, panensefalit, kızamık hastalığı, kızamık, kızamık virüsü, sspe, subakut, sklerozon,
SSPE HASTALIĞI
  Sspe Hastalığı Nedir?
  Sspe Hastalığı Bağlı Problemler
  Hastalığa Yakalanma Sebepleri
  Sspe Hastalığının Olguları ve Belirtileri
  Tavsiyeler
  Tedavi ve Rehabilitasyon Yaklaşımları
Derneğimiz
  Yönetim Kurulu
  Komisyonlar ve Görevleri
  Geçmişten Gönümüze
  Tüzük
  Aktiviteler
  Amaçlar
  Bağışlarınız
Tıbbi Nebiveler
  Hadisler
  Ayetler
Üyelik
Gruba Katilin
Siirlerimiz
Fotograf Albümü
Videolar
Iletisim
Yerli Basın Haberleri
Dost Siteler
BAĞIŞLARINIZ
A dan Z ye SSPE HASTALIĞI
Kabızlık-İdrar Tutukluğu sspe de
Sspe de Ozon Tedavisi
Kullanılan Tıbbi İlaçlar
Kullanılan Araç ve gereçler
SSPE de Fizyoterapi Yaklaşımı
SSPE li çocuklarda beslenme desteği
Ülkemizde Ulaşılabilen Çocuk Nörolojisi Merkezleri
Dergiler ve CD ler nasıl temin edilir
Prof.Dr.Kalbiye Yalaz
FACEBOOK































     

Peygamberimiz (s.a.s) ve hastalık hadisleri

Hasta bir mümini ziyaret etmek Peygamberimizin (s.a.s) sünnetidir. O, hastaları ziyaret eder, müminlere de hasta ziyaretini tavsiye ederdi (Buhârî, Cenâiz, 2; Müslim, Libâs,114). Hasta bir mümini ziyaret eden kişi hem hastaya moral vermiş olur, hem de kendisi sevap kazanır (Tirmizî, Edep, 45; Nesâî, Cenâiz, 53).

İnsan, hasta olmadıkça sağlığının kıymetini bilemez. Hastalıklar imtihandır. Kaza ve kadere inanan bir mümin için hastalıklara karşı tevekkül göstermek ve istircâ etmek (Allaha teslimiyet) gerekir. Allahın her hastalığın şifasını yarattığı unutulmamalıdır (Buhârî, VII,158). Rasûlullah, karın ağrısından şikayet eden bir hastaya bal içmesini tavsiye etmişti (Buhâri, VII, 159). Bu, bir tedavi öğütüydü.

Peygamberimiz (s.a.s) hastaların ziyaret edilmesini, cenazelerin takip edilmesini, zira bunların ahireti hatırlatacağını söylemiştir (Buhârî, Cihâd 171; Atime, I). Hastaları ziyaret ettiğinde elini hastanın alnına kor, hastanın elini kendi eli içine alır, şefkatle hatırını sorar: Geçmiş olsun, inşallah hastalığın günahlarını temizler. buyurur (Buhârî, Tevhid 31) ve hasta için dua ederdi. Kıyamet günü Allah Teâlânın, Falan kulum hastalandı da sen onu ziyaret etmedin, etseydin beni onun yanında bulacaktın diyeceğini bir kudsî hadisinde bize bildiren Rasûlullah (Müslim, Birr, 43), Hz. Âişenin nakline göre ailesinden hasta olan birine şöyle dua ederdi: Ey insanların Rabbi olan Allahım! Bu ızdırabı gider. Şifayı veren sensin, senden başka kimse şifa veremez (Tirmizî, Cenâiz, 4; Ebû Dâvud, Tıb, 17). Yine o şöyle buyurmuştur: Vücudunun ağrıyan yerine elini koy ve üç defa Bismillah dedikten sonra yedi kere şöyle de; Hissettiğim hastalığın zararından ve tehlikesinden Allahın yüceliğine ve kudretine sığınırım (Tirmizî Tıb, 32; Hanbel, I, 239).

Eğer hasta, ölüm hastası ümitsizse, ona kelime-i tevhîd telkin edilir (Buhârî, İstizân, 29). Hasta yanında daima hayır konuşulur. Ban rivayetlere göre Yasin ve Rad suresi okunur.

Rasûlullah (s.a.s), mümin, gayr-i müslim ayırdetmeden hasta olan bütün insanları ziyaret etmiştir (Ahmed b. Hanbel, III, 175). Hasta ziyareti gerçek müslüman için bir görevdir. Çünkü Rasûlullah, mümileri bir vücudun organları gibi birbirine bağlı görmüş, Sevilmede, merhamet ve şefkatte müminleri bir vücut gibi görürsün. O vücudun herhangi bir azası rahatsız olursa diğer azalar da onunla beraber ızdırap duyarlar (Buhârî, VIII, 12) buyurmuştur.

Rasûlullah, müslümanın müslüman üzerindeki beş hakkından söz ederek şöyle buyurmuştur: Onunla karşılaştığında selâm ver, seni davet ederse icabet et, senden nasihat isterse nasihat et, aksırır da Allaha hamdederse ona yerhamükallah de, hastalandığında ziyaret et, öldüğünde cenazesini takip et(Tirmizî, Edeb,1; Nesâî, Cenâiz, 52; İbn Mace, Cenâiz, I).

En güzel ahlâkı yaygınlaştıran Allahın Rasûlü Hz. Muhammed (s.a.s) en insanî duygularla donatılmış bir yardımlaşma ve kardeşlik ortamı oluşturmuştur. Hasta ziyareti, insanî duygulardan biridir. Çünkü hasta, kendini yalnız hissetmez, ölüm karşısında kendini biçare görerek bedbaht ve ümitsizliğe düşmez, acıları hafifler. Yahudi bile olsa, Rasûlullahın yaptığı gibi hasta ise ziyaretine gidilir. Enes b. Malikten rivayet edilen hadiste şöyle denilmektedir:

Rasûlullah (s.a.s)e hizmet eden bir köle vardı. Bir gün bu köle hastalandı. Hz. Peygamber (s.a.s) onu ziyaret için geldi ve başucuna oturdu. Ona: Müslüman ol dedi. Köle yanında, olan babasına baktı. Babası: Ebul Kasıma itaat et dedi. Köle de müslüman oldu. Nebi (s.a.s) dışarı çıkarken şöyle buyurdu: Onu ateşten kurtaran Allaha hamdolsun (Buhârî).

Mümin kullar hastalıklarından dolayı ziyaretçilerine şikayet etmezlerse, Allah onu azad eder, hastalıktan önceki etine karşılık daha iyi et, kanına karşılık daha iyi kan verir, sonra sıhhat bulur ve yeniden işe başlar. Hastalık halinde ne hasta, ne de ziyaretçiler sabırsızlık göstermemelidirler. Kahırlanmak, feryat ve figan ederek ağlanıp sızlanmak hatta ölümü istemek iyi değildir. Rasûlullah şöyle buyurmuştur: Kendisine isabet eden bir zarardan dolayı sizden biriniz ölümü istemesin. Eğer mutlaka istiyorsa şöyle desin: Allahım. Benim için hayat hayırlı ise bana hayat ver, ölüm hayırlı ise beni öldür (Buhârî, VII, 157). Hasta olan birine sen hastasın yani şu hastalığın var denildiğinde hastanın ben hastayım demesi gerekir. Çünkü bu durumda sadaka ve hastalıkların gizlenmesi (sünneti)ne aykırı gelinmiş olmaz. İbn Mesud, bir gün Hz. Peygamberin yanına gitmiş ve onu sıtmadan titrerken bulmuştu. Elini dokundurmuş ve ateşini yükseldiğini görmüştü. Rasûlullah da Evet sizden iki kişinin ateşi kadar demişti. Yani doğru davranış, ne hastalığı gizlemek, ne de onu abartmaktır (Hâkim, I, 339; Buhârî-Müslim). Erkeğin, kadın hastayı usulüne uyarak ziyaret etmesinde sakınca yoktur (Ebû Dâvûd, II, 85). Hatta mümin, fasık müslümanı da ziyaret etmelidir. Çünkü fasık da olsa müslümandır. Ziyaretçinin bütün amacı hastayı yalnız olmadığına inandırmak, onu ümitlendirmek, moral ve yaşama sevinci vermektir. Hastaların psikolojik hali ölüm düşüncesine meyillidir. Bu durumda hastaya Allahın buyruklarından hiçbir nefsin zamanı gelmeden ölmeyeceği, her ömür için kararlaştırılmış bir zamanın bulunduğunu ve bu zaman gelince hiçbir gücün onu öne alamayacağı gibi geciktiremeyeceği de söylenmelidir (Sebe, 34/30; el-Arâf, 7/34; Hud, 11/3). Hastaya, canı çeken şeylerden hediye götürmek adaptandır. Zaten hastalıkta insanın canı çekip alamadığı, yiyemediği şeyler vardır (İbn Mâce, Cenâiz, 1).

Yine, hasta zaman zaman yakınlarından sorulmalıdır. Bir ziyaretten sonra hastayla ilgiyi kesmek, sünnetten kaçınmak gibidir (Buhârı, İstizan, 29).

Rasûlullah bir müslüman hastayı ziyaret etmiş, ona şöyle dua etmeyi öğretmiştir. Allahümme atina fıddünya haseneten ve fıl ahireti haseneten ve kına azabennar. Allahım. Bize dünyada türlü türlü iyilik ver, ahirette de sayıya hesaba gelmez iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru (el-Bakara, 2/201; Tirmizî, Daavât, 112).

Hazırlayan : Cengiz KARA

-----------------------------------------------------------------------------

Zordur sevgilinin kaybı acı verir belki de cehennemler yaşatır insana dünyada. Zordur acı çeken hasta sevgiliyle bir ömür yaşamak ölümden de zor. Ama bu âlemde zor olmayan bir şey yok ki belki sıkıntıları ve belaları bela gibi görmemek sırrıdır kainatı tatlandıran, zevklendiren.

Nice problemsiz insan var dünyada kendileri sıkıntı yaratıp acısının sizinkinden de beter olduğunu düşünen. Bazen insan bunları görünce çok şükür benim gerçek dertlerim var ve onlar gibi problem yaratmıyorum, diyor değil mi?  

Zira Kur’an-ı Kerim’de Hazret-i Allah, “Benim sizi iman ettiniz diye boş bırakacağımı mı zannettiniz, ben sizi biraz mallarınızdan azaltmakla, sağlığınızla ve evlatlarınızla imtihan ederim” diyor. (Ayeti bul) 

Cüce bir yeğenim vardı –Allah rahmet eylesin- küçücük, şişman ve içi de dışı da güzel mutluydu o kendiyle alay edenlere hiç kızmadı; hayatta. Bir gün Allah’ına tahammülsüzlük gösterdiğini görmediğim gibi her derdi olan onun çeşmesinden yıkanıp temizlenir gülerek dönerdi evine. Hatta bir keresinde boyunu uzatmak için ameliyat ettirmek isteyen arkadaşımıza “Canım benim için yorulmuşsun ama Allah’ın bana nasip ettiği bu zevki satamam” dediğini hiç unutmam. Başka bir gün otobüste çektiklerinden şikâyet eden komşusuna “ama ben hiç otobüse binemiyorum ki” dediği de aklımda. O mutluydu ve bizim için sevginin sevilmenin ve sevmenin zevkiydi. O zaman Allah’ın verdiği eksikliklerin insana lütuf olabileceğini öğrendim.  

Evlatlarımız bizim gözlerimizin nurudur. Vatana millete hayırlı olmaları için emek verir, gecemizi gündüzümüzü onların kendi ayakları üzerinde durabilen birer birey olmaları için harcarız. 

Fakat bazen aldığımız tedbirler fayda vermez ve Allah’ın kazası ortaya çıkar. Sevgililerimizi hakikatlerine, zevkli ve ebedi hayatlarına teslim ederken bizler acı ve özlemle arkalarından bakarız.   

İmanlı ve akıllı bir insan Allah’ın takdirine karşı gelerek akıntıya karşı kürek çekmez. Allahın bütün olaylarda fail olduğunu bilmek ve hayırdan başka bir şeyin de başımıza gelmeyeceğine iman etmek bunun bir imtihan olduğunu idrak etmek yapabileceğimiz en doğru harekettir. 

İsviçre’de yaşayan bir dostumuz, 18 yaşında lenf kanserinden evladını kaybettiğinde isyan etmemiş ve o esnada Bosna-Hersek savaşında yetim kalmış bir çocuğu evlât edinerek hem acısını hafifletmiş hem bir yetim ve öksüze sıcak yuvasını ve gönlünü açmış hem de Allah katında kendisi için şer gibi görünen bir hadiseden onu hayra çevirerek yüz akıyla çıkmayı bilmiştir.  

Bazen evlatlarımızı kaybetmeyiz de gözümüzün önünde onların hasta olarak yaşamlarını sürdürmek zorunda olduklarını görürüz. Bu takdirde sağlıklı olmadıkları için üzülmek ve Allah’ın takdirine karşı gelmek yerine nasıl daha mutlu ve huzurlu olup onları da huzurlu ve mutlu birer birey yapabileceğimizi düşünüp bu yolda çaba sarfedebiliriz. 

Peygamber Efendimizin zamanında sahabeden birinin evlâdı vefat etmiş. Anne, babanın Allah’a isyan etmesini engellemek için, önceden eşini hazırlamak istemiş. Eşi eve geldiğinde şöyle demiş: “Birisi sana bir emanet verse sonra da onu geri istese ne yaparsın?”

Sahabe: “Emaneti sahibine geri vermek üzerimize vazifedir” demiş.

Hanımı da “Allah bize verdiği emanetini geri istiyor, vermemek olmaz değil mi? Diyerek eşini imansızlıktan ve Allah’a isyan etmekten kurtarmış. 

Yine evladını kaybeden ariflerden biri çevresindeki dostlarına şöyle telkinde bulunmuş: “Verirler, alırım. Alırlar, veririm”. 

Konyalı Mehmed Dede, Zümrüt Apartmanında 11 evladını kaybettiğinde baş sağlığına gelen insanlara şunu söyleyerek ve göstererek hepimize güzel bir örnek teşkil etmiştir: “Ben yıllardır insanlara kazaya rıza ve sabır dersi verdim. Bugün Cenab-ı Hakk bizden bunun halini de görmeyi murad etti. Biz onun elinde bir alet gibiyiz. Elbette ölenler şehid olmuşlardır ve dereceleri pek yücedir. Bize de sabır düşer”. 

Belki evlatlarını kaybeden aileler de bir yerde şehid olmuş oluyorlar, çünkü canlarından daha çok sevdikleri evlâtlarını kaybediyorlar.  

Ama bazen de Allah bizleri dayanamayacağımızı düşündüğümüz acılarla ve hastalıkla imtihan eder. Böylesi durumlarda üzülmemek, onların sıkıntısını içimizde yaşamamak mümkün değildir. Ama çok şükür ki yaradana iman ve sevmeyi bilmek sevdiğine hizmet edebilmenin zevkini yaşamak bu acının mahremidir. İşte o zaman hala oğlu 8 aldı diye onu azarlayan, 1 kilo aldığı için ya da evde bir makinesi bozulduğu için sıkıntıya düşen kişiye bakıp çok şükür dememek elde değil. Belki de Allah’ın peygamberine ve onun ailesine verdiği sonsuz acı ve ızdırabı idrak edip yoksa bende sahabe’den (Peygamber devrinde yaşayan ve ona bağlı olanlar) ya da Ehl-i Beyt’ten mi (Peygamberin ailesi) mi oldum diye huzur duyuyoruz.  

Velhasıl iğne batınca canımız nasıl acırsa sevdiklerimizle imtihan olduğumuzda da acı duyacağız. Lakin bu ızdıraba takılıp kalıp etrafla sadece bunu konuşarak şikâyet etmek vücudumuza negatif enerji zerk etmek gibidir. Allah  bizi bu hastalık yapan enerjiden korusun.  

Evlat kaybı, mal kaybı, can kaybı hep birer imtihandır. Elimizle kendi kendimizin ne olduğunu imzalıyoruz. Sabır ve rıza gösterenlere ne mutlu!

Hazırlayan: Cengiz KARA cengizkara1971@mynet.com

 

 

 






   


 

Anasayfa Üyelik Gruba Katılın Şiirlerimiz Ziyaretçi Defteri Videolar İletişim

SSPE Derneği   2006 -    
 -  -  -         -  - promosyon şapka  - -